![]() |
| Cumhuriyetimizin 20. Yılı |
|
|
![]() |
| DOSYALAR |
|
|
![]() |
| VİDEOLAR |
|
|
|
|
![]() |
|
Kıbrıs Harekâtı'nda görev alan tugayın komutanı emekli Tümgeneral Sabri Demirbağ (84), İstanbul'da askeri törenle toprağa verildi. Demirbağ, solunum yetmezliği nedeniyle yaklaşık bir aydır GATA hastanesinde tedavi görüyordu.
1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında adaya Bolu Komando Tugayı'nı götüren ve Girne'ye havadan indirme yapan ilk komutan olan Demirbağ, 1980 yılında İstanbul Tuzla Piyade Okulu'nda görev yaparken İstanbul Fenerbahçe'de teröristlerin çapraz ateş açtığı saldırıda sol bacağından yaralanmıştı. 1921 yılında İstanbul'da doğan ve 1942 yılında 4. dönem olarak Piyade Okulundan mezun olan Sabri Demirbağ, Kıbrıs üzerine yapılan spekülasyonlara sert cevaplar vermiş, Kıbrıs'ta Girne indirmesinde ilk gün 11 subay 41 şehit verdiğini, Kıbrıs'ın Türkiye'nin ayrılmaz bir parçası olduğunu savunmuştu.
KIBRIS FATİHİ
83 yaşında zatürree ve kalp yetmezliğinden vefat eden Sabri Demirbağ'ın 77 yaşındaki eşi Necla Demirbağ, eşinin Kıbrıs'ın unutulmaz komutanlarından olduğunu, Türk Silahlı Kuvvetlerinde adının şerefle anıldığını belirterek, eşini şöyle anlattı: "Kendisi Kıbrıs Barış Harekatı'na mal olmuş bir isimdir. Bolu Komando Tugayı komutanı olarak Kıbrıs harekatında ilk günden itibaren görev aldı. 1. ve 2. harekatı başarı ile yönetti. Kendisine ordu da Kıbrıs fatihi ismi takıldı. Kıbrıs'ta 1,5 sene görevde kaldı. Daha sonra İstanbul'a Tuzla Piyada Okulu'nda görev aldı."
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demirbağ'ın cenazesine çelenk göndererek kendisini unutmadığını gösterirken, cenaze törenine, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Metin Ataç, emekli Orgeneral Necdet Üruğ ile bazı eski kuvvet komutanları ve üst rütbeli subaylar katıldı. Demirbağ'ı, ailesinin yanı sıra yetiştirdiği subaylar da cenaze töreninde yalnız bırakmadı.
Cenaze namazının ardından top arabasına konulan Demirbağ'ın naaşı askerî tören için kortej eşliğinde Selimiye Kışlası'na taşındı. Demirbağ'ın cenazesi, daha sonra götürüldüğü Tuzla'daki aile mezarlığında defnedildi.
 |
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “federasyonun, birleşik devlet demek olduğunu” savundu.
“Kıbrıs örneğinde federasyonun; ana idarecileri toplumlardan her biri olacak olan iki bölgeden oluşacağını” söyleyen Hristofyas, “Ancak yineliyorum, bu; iki ayrı devlet anlamına gelmez” dedi.
ALİTHİA; Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın 20 Temmuz Pazar gecesi RİK’e verdiği mülakatta söylediklerini aktarmaya devam etti.
Gazeteye göre Hristofyas federasyonu şöyle anlattı:
“Federasyon birleşik devlet demektir, Kıbrıs örneğinde; ana idarecileri iki toplumdan her biri olacak olan iki bölgeden oluşacak. Ancak yineliyorum, bu; iki ayrı devlet anlamına gelmez. Günün sonunda – aynı temel hakları, sorumlulukları ve işleyişleri olacak, ancak hiçbir şekilde merkezi hükümetin ve merkezi anayasanın üzerinde olmayacak iki özerk varlıktır.
Anayasa – bu bölgelerin anayasaları da olacak- Cumhuriyet’in merkezi anayasasından kaynaklanacak. Bir devletin birleşik olabilmesi için egemenliği olması gerekir ve şimdi tek egemenlikten söz ediyoruz, tek vatandaşlığı olmalı –bütün Kıbrıs vatandaşları Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Federasyonu vatandaşı olacak- ve kesin şekilde tek uluslararası temsiliyete sahip olmalıdır. Dolayısıyla bu devlet -merkezi bölümünde de- Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerce müştereken yönetilecek.
BAŞKANLIK SİSTEMİ
Başkanlık Konseyi olacak, bizim aklımızda; Bakanlar Kurulu olması da var, çünkü bizim önerimiz; Başkan, Başkan Yardımcısı, Bakanlar Kurulu’ndan oluşan ve bu başkan, başkan yardımcısı ve bakanlar kurulunun yetkilerinin belirleneceği Başkanlık sistemine yeniden dönmemiz veya Başkanlık sistemine devam etmemiz yönündedir.
Bizim taraf dönüşümlü başkanlığı hâlihazırda kabul etmiştir. Ancak başkanlığın ne kadar süre çoğunlukta yani Kıbrıs Rum toplumunda olacağı belirlenmelidir. Bizim bu yönde önerilerimiz vardır, Kıbrıslı Türklerin karşı önerilerini de dinleyeceğiz. Her halükârda başkanlık görevini Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerden daha uzun süre yerine getirmesini kabul ettiler. Başkan, Kıbrıslı Rum olduğunda Başkan Yardımcısı Kıbrıslı Türk; Başkan Kıbrıslı Türk olduğunda da Başkan Yardımcısı Rum olacak.
 |
KKTC’de yabancıların çalışma izni alması için uygulanan prosedür değiştirildi.
İçişleri Bakanı Özkan Murat, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Eşref Vaiz dün sabah Meclis Şeref Salonu’nda, “Çalışma İzni Protokolü” imzaladı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem protokolle çalışma izni prosedüründe değişiklik yapılarak 100 gün süren çalışma izninin alım süresinin 10 güne indirildiğini belirtti.
MURAT: CEZAEVİNDEKİLERİN YARISI KAYITDIŞI YAŞAMDAN
İçişleri Bakanı Özkan Murat protokolde imza koymadan önce yaptığı konuşmada, son günlerde artan suçlarla ilgili olarak bakanlığının, hükümetin ve 3 bakanlığın etkin çalışmalar yaptığını belirtti.
Suçların halkı infiale sürüklediğini ve tepkilere neden olduğunu kaydeden Murat, son olarak meydana gelen cinayet ve suçların hükümeti çok etkilediğini vurguladı.
Ülkenin artık “sorma gir hanı” olmaktan çıkarılması gerektiğini belirten Murat, birinci görevlerinin halkın huzurunu ve güvenliğini sağlamak olduğunu söyledi.
Muhaceret Yasası’nda değişiklik yapıldığını hatırlatan Murat, TC hükümetiyle bu konuda yapılan anlaşmanın da Ocak ayında yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Limanlarda denetimlerin arttığına dikkat çeken Murat, içerdeki daha önceden oluşan kayıt dışı yaşam için de önlemlerin Haziran sonunda yürürlüğe gireceğini ifade etti.
Murat “Cezaevindeki mahkûmların yarısı kayıt dışı yaşamda suç işleyenlerden oluşuyor” dedi.
İş çevrelerinin çalışma izni için yapılması gereken bürokratik işlemlerin uzun olduğu şeklindeki eleştirilerini dikkate alarak 3 bakanlık olarak yoğun bir çalışma yaptıklarını anlatan Murat, imzalanan protokolün önümüzdeki hafta yürürlüğe gireceğini kaydetti.
“Suçu aza indirmek görev” diyen Murat, bakanlıkların denetimlerinin süreceğini söyledi
ADEM: KAPILARIN DENETİMİ İÇİŞLERİNİN, İŞYERLERİNİN BİZİM
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem ise, halkı son günlerde tedirgin eden olaylarla ilgili olarak daha güvenoyu almadan süratli bir çalışma içine girdiklerini söyledi.
Uzun yıllardır kanayan yara kaçak işçi konusunda çalışma başlattıklarını belirten Adem, medya ve sivil toplum örgütlerine de duyarlılıkları için teşekkür etti ve bunun kendilerini motive ettiğini söyledi.
Protokol ile uzun olan çalışma izni alma süresinin kısalacağını ve işverenlerden de daha titiz davranmalarını bekleyeceklerini kaydeden Adem, çok sıkı bir denetleme mekanizması kuracaklarını ifade etti.
“İçişleri Bakanlığı giriş ve çıkış kapılarını, biz de işyerlerini sıkı denetleyeceğiz” diyen Adem, sancıları en aza indireceklerini kaydetti.
Çalışma izninin, işçilerin kalacakları yerleri önceden belirtmeleri halinde verileceğini belirten Adem, böylelikle işçilerin yaşam koşullarının da iyileştirilerek izbe yerlerden kurtulmalarının sağlanacağını ifade etti.
VAİZ: SAĞLIK DENETİMLERİNDE ÖZEL SEKTÖRDEN YARARLANACAĞIZ
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Eşref Vaiz de, çalışma hayatının disipline edilmesi gerektiğini ve bürokrasiye savaş açtıklarını söyledi.
Sağlık Bakanlığı olarak özellikle çalışma izni için yapılması gereken sağlık denetimlerini hızla yapacaklarını belirten Vaiz, özel sağlık sektöründen alınacak destekle sıkışma ve zaman kaybının ortadan kalkacağını ifade etti.
Böylece hastanelerde yaratılan yığınaktan da kurtulunacağını kaydeden Eşref Vaiz, özel sektörle de iş paylaşımı olacağını ve koordinasyonun sağlanacağını söyledi.
PROTOKOL
Çalışma izinleri prosedürünün süratlenmesi için Çalışma Dairesi’nde özel bir birim kurulmasını da öngören protokol aynen şöyle:
“-Çalışma Dairesi bünyesinde bir birim oluşturulacak.
-Çalışma İzni için Çalışma Dairesi’ne başvuran işveren ve işçinin talep ettiği hizmet akdi Çalışma Dairesi tarafından hazırlanılıp imzalanacak, İhtiyat Sandığı ile Sosyal Sigorta formları aynı anda doldurulacak.
-İşçi, Çalışma Dairesi tarafından, sağlık raporu almak için Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na sevk edilecek.
-Sağlık Bakanlığı hazırlanan sağlık raporlarını, listelenmiş ve/veya diskete alınmış bir şekilde toplu olarak Çalışma Dairesi’ne gönderecek.
-Çalışma Dairesi, hazırlanan ve imzalanan hizmet akdini, Sosyal Sigorta formu, İhtiyat Sandığı formu ve sağlık raporu ile birlikte Muhaceret Dairesi’ne gönderecek.
-Muhaceret Dairesi, gönderilen hizmet akdi, Sosyal Sigorta formu ve İhtiyat Sandığı formu ışığında, işçinin çalışma izni mührünü pasaportuna vuracak.
-Muhaceret Dairesi, çalışma izni verdiği kişilerin listesini, günlük olarak Çalışma Dairesi’ne gönderecek.”
 |
Kıbrıs adasında varlığını sürdürebilmek için her dönemde büyük mücadeleler vererek tarih yazan Kıbrıs Türk halkı, dünyanın acımasız ambargolarına karşı Türkiye’nin yakın desteği ve büyük maddi yardımlarıyla da ayakta durmayı başarıyor. Türkiye’nin 1974’ten 2004 yılına kadar Kuzey Kıbrıs’a yaptığı yardımlar 3 milyar 71 milyon 289 bin 980 dolara ulaştı.
Savunma giderlerini karşılayarak, projeler üreterek, elektrik yatırımları yaparak, yatırımcılara teşvik ve krediler vererek, eğitim, sağlık gibi hayati alanlarda büyük yatırımlar yaparak Kıbrıs Türk ekonomisini yaşatan Türkiye, 2005 yılında da 356 milyon 921 bin 167 dolarlık yardım yapmayı planlıyor.
KKTC ekonomisi geride bıraktığımız yıl en iyi göstergelere sahip oldu. Fert başına milli gelir 7 bin 350 dolar olarak gerçekleşirken, gayri safi milli hasıla da 1 milyar 604 milyon dolara yükseldi.
Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği Yardım Heyeti Başkanlığı’nca hazırlanan “KKTC’de Ekonomik Gelişmeler ve Altyapı Yatırımları” raporu, hem Türkiye’nin yardımları, hem de KKTC ekonomisindeki durumla ilgili veriler içeriyor.
2000 yılında bankalar kriziyle ekonomisi büyük darbe yiyen KKTC, 2001-2004 yıllarını kapsayan dönem için hazırlanan ekonomik programlarla ve ekonomik ve mali işbirliği protokolleriyle yüklü miktarlarda krediler kullandı.
90 bin mudinin ekonomik olmanın ötesinde ağır bir sosyal sorun olarak ortaya çıktığına işaret edilen raporda, ekonomik krizin bir dizi ekonomik tedbirin yürürlüğe konması ve Türkiye’den ilave kaynak akışını beraberinde getiren ekonomik içerikli protokollerle desteklendiği anlatıldı.
Raporda, 12 Ocak 2001 tarihli protokolle 350 milyon dolar; 24 Eylül 2001 tarihli protokol ile uygulamaya konulan yeni teşvik sistemi için 160 milyon dolar; 18 Nisan 2003 tarihli protokolle de 450 milyon dolar tutarında kredi kullandırıldığı belirtildi.
Uygulanan ekonomik programların finansman açıklarını istenilen ölçüde azaltamadığı, sadece kontrol altında tutmayı başarabildiği kaydedilen raporda, şu ifadeler yer aldı:
Cari bütçe açığının kontrol altında tutulabilmesi ile artırılan TC kaynaklarının giderek artan bir bölümünün yatırımlara ve üretim sektörünün desteklenmesine ve teşvik kredilerine tahsis edilebilmesine de imkan sağlanmıştır.
Neticede, alınan tedbirlere ilaveten dış etkenlerin de devreye girmesiyle ekonomik büyüme rekor oranlara ulaşmaya başlamıştır.
KKTC ekonomisindeki büyümenin bu hızla sürdürülebilmesi ve cari bütçe açıklarının kontrol altında tutulmaya devam edilmesi halinde bir kaç yıl içinde TC yardımlarının reel olarak daha da azaltılabileceği ümit edilmektedir. Nitekim son iki yıl yardımlar enflasyon oranının altında artırılmış ve reel olarak azalmıştır.”
EKONOMİK GÖSTERGELER
Raporda da yer alan ekonomik verilere göre, 2000 yılındaki ekonomik krizle yüzde –0.6’ya gerileyen gayri safi milli hasıladaki küçülmeler alınan tedbirlerin olumlu etkisiyle 2003’te yüzde 11.4’e yükselerek KKTC tarihinin en yüksek kalkınma hızına ulaştı. 2004 yılında da büyüme yüzde 10’un üzerinde gerçekleşti.
Kişi başına düşen milli gelir, 1974 öncesinde 300-500 dolardan 2000 yılında 4 bin 978 ABD Doları’na, 2001 yılında yaşanan ekonomik çöküntünün etkisiyle 4 bin.303 ABD Doları’na düştü. Milli gelir, 2002 yılında 4 bin 409 ABD Doları’na, 2003 yılında 5.949 ABD Doları’na yükseldi. Bu rakam 2004 yılında 7 bin 350 ABD Doları’nın üzerine çıktı.
İhracat miktarı, 2001 yılında 34 Milyon ABD Doları’na düşmüşken, 2002 yılında 45 Milyon ABD Doları’na, 2003 yılında 51 Milyon ABD Doları’na, 2004 yılında ise 60 Milyon ABD Doları’na ulaştı
İthalat miktarı 2001 yılında 272 Milyon ABD Doları’na inmişken, ekonomik büyümenin de etkisi ile 2002 yılında 309 Milyon ABD Doları’na, 2003 yılında 478 Milyon ABD Doları’na, 2004 yılında ise 725 Milyon ABD Doları’na yükseldi
2000 yılında 5 bankaya el konulmasını gerektiren süreçle başlayan mali sektör krizi aşıldı, bugün bankalara güven sağlandı. Merkez Bankası’nın altyapısı yeniden düzenlendi ve mali yapısı önemli ölçüde iyileştirildi.
Bankacılık krizi sonucu el konulan 11 banka ve Peyak Kooperatif Bankası’na ait 89 bin 185 mudiye ait 244 milyon 59 bin 791 ABD Doları mevduat, 5 Kasım 2004 tarihi itibariyle tümüyle ödendi. Bu ödemelerin 179 Milyon ABD Doları doğrudan veya dolaylı olarak TC kaynaklarından finanse edildi.
Bankacılık krizi sonucu yaklaşık 1 milyar ABD Doları’ndan 823 milyon ABD Doları’na düşen mevduat, sağlanan güven ve ekonomik gelişmeyle birlikte, 2004 yılı Temmuz ayı itibariyle 1 milyar 988 milyon 767 bin 494 ABD Doları’na yükseldi.
|
|
![]() |
|
Bazı haber başlıkları
İÇ HABERLER
Denktaş: "AB'ye Karşı Değiliz"
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Avrupa Birliği'ne karşı olmadıklarını ancak birliğin KKTC'yi de eşit taraf olarak kabul ederek müzakereler başlatması gerektiğini söyledi.
Denktaş Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'ın üyeliğine ilişkin kararını verirken sadece Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ni incelediklerine dikkat çekerek, Kuzey'de yıllardır ambargolar içinde yaşatılan Türk halkı bulunduğunu bildirdi.
Rauf Denktaş, Güzelyurt Muhtarlar Derneği'ni kabulünde 14 Aralık'ta gerçekleştirilen genel seçimlerin dış dünya tarafından bir referandum olarak gösterilmeye çalışıldığını, öyle kabul edilse bile sonuçların "hayır" olduğunu belirtti.
İddia edilenin aksine, Avrupa Birliği'ne karşı olmadığını vurgulayan Denktaş şöyle devam etti: "AB'ye karşı değiliz Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesine karşıymışız, değiliz ama AB'ye girişin yolu var yöntemi var, haklarından vazgeçerek girme var, haklarını koruyarak girme var, sürüklenerek götürülmek var, ayak üstünde diri halde kendine sahip olarak girmek var biz bunu istiyoruz."
Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'ın siyasi ve ekonomik açıdan Avrupa Birliği'ne girebilecek durumda olduğu yönündeki kararının gerçekleri yansıtmaktan uzak olduğunu ifade eden Denktaş, "Hangi Kıbrıs? Güney'i incelediler Kuzey'de ambargolar altında yaşatılan bir Türk halkı var" dedi.
 |
TÜRKİYE
Baykal Kafe Siyaset'te konuştu
Türkiye’deki Anamuhalef Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal, CNN Türk televizyonunda yayınlanan Kafe Siyaset programına katılarak Kıbrıs Konusundaki gelişmeleri değerlendirdi.
Deniz Baykal, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelirken Kıbrıs Konusunda ortaya koyduğu anlayışı kabul etmediklerini söyledi.
Avrupa Birliği’nin, Kopenhag kriterlerine göre Türkiye’den üyelik müzakeresini başlatmak için isteme hakkına sahip olduğu bazı şeylerin bulunduğunu ve Türkiye’nin bunları karşılamakla yükümlü olduğunu belirten Baykal, “bunu yapmamız halinde Avrupa Birliği’nin hukuken ve siyaseten, Türkiye’den başka bir şey istemeye hakkı yoktur” diye konuştu.
Deniz Baykal, “Helsinki Zirvesi’nde Riponnen’in yazdığı mektup arşivimizdedir. Orada bir başka şart yoktur, Kıbrıs şart değildir, demektedir.. Hukuki durum budur.. Ama hepimiz biliyoruz ki, Türkiye ile üyelik müzakeresinin başlama kararı alınırken, Türkiye’nin hukuki ve siyasi mecburiyetlerinin ötesinde, onların önemsediği bazı konularda da onları tatmin etmemiz gerektiğini söylemek esas oluyor.. Bu bir kulis gerçeğidir” dedi.
Avrupa Birliği Komisyonu’nun yayımladığı Türkiye’yle ilgili İlerleme Raporunda, bu kulis gerçeğinin; maalesef hukuki, meşru, bir siyasi unsurmuş gibi zikredilmesinin çok tehlikeli olduğunu belirten Baykal, “eğer bu olmamış olsaydı, Avrupalılar Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a; senin bu tavrın yanlış, bunu, ikili sorununa alet edemezsin, diyebileceklerdi” şeklinde konuştu.
 |
DÜNYA
Annan: "De Soto çok iyi bir arabulucu"
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın Kıbrıs’ta arabuluculuk yapmasına sıcak bakmadığı mesajı verdi.
AA’ya göre, Avrupa Parlamentosu’nda basın toplantısı düzenleyen ve soruları yanıtlayan Annan, Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarında Powell’ın arabuluculuğu konusunda düşüncelerinin sorulması üzerine, Powell’ı çok takdir ettiğini ancak onun işinin başından aşkın olduğunu söyledi.
Kıbrıs konusunda uzun zamandır çalıştığını, Alvaro de Soto’nun çok iyi bir arabulucu olduğunu söyleyen Annan, müzakere sürecinin tekrar başlaması halinde, iyi niyetle yardımcı olmak isteyen hükümetlerin temsilcilerinin de bunlara katılabileceğini, böylece dosyanın bir an önce sonuçlandırılabileceğini anlattı.
Annan, çok az vakit bulunduğunu ve 1 Mayıs’a kadar çözüm için irade gerektiğini söyledi.
Kofi Annan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde bir belge alışverişinde bulunmadıklarını, ilerlemenin mevcut plan temel alınarak sağlanabileceğini, Türkiye’nin, müzakerelerin tekrar başlaması konusunda istek ve iradesini çok net bir şekilde ortaya koymasının ve aktif rol oynamasının çok önemli ve olumlu olduğunu belirtti.
Annan, ayrıntıların kamuya açık yerlerde değil, müzakere masasında tartışılması gereği üzerinde durdu.
ANNAN, PAPADOPULOS İLE GÖRÜŞTÜ
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Güney Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopulos ile Brüksel'de görüştü.
 |
YAŞAM
300 demet maydanoz imha edildi
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Eşref Vaiz, mevsimlik sebze ve meyvelerin hasat edilerek, piyasaya sunulmaya başlandığı bu günlerde gerekli denetimlere, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı müfettişleri tarafından başlandığını bildirdi.
Bakan Vaiz dün yaptığı yazılı açıklamada, bakanlık olarak halk sağlığını ön planda tuttuklarını, bu çerçevede muhtelif sebze ve meyvelerin üretildiği üretim yerlerinden piyasaya sürülmeye hazır olan ürünlerden çeşitli numuneler alarak, gerekli analizlerin yapılmasını sağladıklarını kaydetti.
Yapılan analizler sonucunda 25 Nisan tarihinde Levent Çiftliği’nden alınan maydanoz ürününde limitlerin üzerinde pestisit kalıntısı tespit edilmesi üzerine Tarım Dairesi ve Temel Sağlık Hizmetleri Dairesi müfettişleri tarafından 300 demet maydanozun imha edildiğini; ayrıca maydanoz üretim yerinin de kontrol altına alındığını bildiren Vaiz, şu anda piyasada bulunan diğer sebze ve meyvelerin kullanımında herhangi bir sakınca bulunmadığını belirtti.
Bakan Vaiz açıklamasının sonunda, “İnsan sağlığına son derece önem veren bakanlığımız, denetimlerine aralıksız devam ederek, sağlıklı yaşam koşullarını yaratmak için üzerine düşeni en iyi şekilde yapmaya devam edecektir” dedi.
|
|